Güncel

LASTİK AYAKKABI NOSTALJİ OLDU

LASTİK AYAKKABI NOSTALJİ OLDU

15 Ağustos 2018 07:56
-A

+A

   Kırşehir'de bir dönem rafları süsleyen lastik ayakkabılar artık neredeyse tarih oldu. Şehirde yaşayanlar daha çok suni deri ve kösele ayakkabı giymeyi tercih ederken kırsal alanda çalışan kesim ise lastik ayakkabı almayı sürdürüyor.Kırşehir'de raflar modernleşen zamana ayak uyduruyor. Ayakkabıların renkleri, desenleri, modelleri ve kullanılan malzemeler zamanla değişiyor. Kırşehir'in tarihi çarşılarından Uzun Çarşıda işlettiği dükkanda kara lastik ayakkabıları satan 42 yaşındaki Mustafa Kamalı, geçmişte kırsal bölgede yaşayanların özellikle fiyatının uygun olması nedeniyle kara lastikleri aldığını belirterek "Önceden sadece plastik ayakkabılar siyah renkte üretiliyordu. 2 yıldır artık kara lastikler desenli bir şekilde üretilmeye başlandı. Ayakkabının içi de kumaşla kaplanıyor. Su geçirmez ve kaymaz özellikte olduğu için çiftçilik yapan vatandaşlar çokça tercih ediyordu. Kara lastiklerin desenlerle süslenmesi ile birlikte artık daha fazla ilgi görmeye başladı. Sırf tezgahta görüp beğenen ve kara lastiği alanlar da oluyor. Ancak çoğunlukla Kırşehir'de tarımla uğraşan vatandaşlarımız tercih ediyor. Onun dışında artık lastik ayakkabılar raflara kaldırıdı." diye konuştu.
TOPUKLARI ÇATLAMASIN DİYE GİYİYORLAR
42 yaşındaki Mustafa Kamalı, “Düz, dola, delbi, izlavi. Bunlar hep eski İstanbul markaları. Bizim meslekte ayakkabılar hep plastik. Şimdilerde plastik ayakkabıya talep eskisi gibi değil. Bu işin eskileri olduğumuz için bulundurmak zorundayız. Köylü vatandaşlar tarlada kundura giyemedikleri ve topukları çatlamaması için lastik ayakkabı giyiyor” diye konuştu. Zamana yenilen plastik ayakkabıların fiyatları ise 3 ile 10 TL arasında değişiklik gösteriyor.
 Bir vakitler naylon ayakkabıların tıka basa dolu olduğu çarşıda şimdilerde suni deri ve kösele ayakkabılar satılıyor.
Esnaf satışlardan yana dertli
Kamalı“İşler eskisi gibi değil” diye konuşan ayakkabı satıcısı, “Bu ayakkabıları şimdilerde daha çok duvar sıvamada, tarla sulamada,  oto yıkamada, et balık kurumu çalışanlarına ve inşaat işçilerine satıyoruz.  91 yılından bu yana çalışıyorum. Eskiden daha çok satılırdı. Raflarda lastik ayakkabı sayısı daha fazlaydı.  Zaman geçtikçe kullanımı azaldı. Millet şimdilerde lüks ayakkabı peşinde. Şimdi yaşlı insanlara birer tane lastik ayakkabı satıyoruz” dedi.
Yeni Yeşilşyurt gazetesi olarak bir nostalji yaşayalım istedik ve sizleri şimdi Kırşehir de  Plastik Ayakkabı döneminde bir gezintiye çıkartıyoruz.  Büyüklerimizden dinleriz, yalınayak, başı kabaktır o tarihlerde halkımız. Hele kış oldu mu, hayvanları ahırdan alıp sulamaya götürürken, ayaklarını buzlar kesermiş.  1950 den sonra, “Plastik Ayakkabı”, “kara lastik” icad olmuş da, ayakları yerden kesilmiş. Kırşehirli olupta görmeyen giymeyen kalmamaış o dönemlerde...
Sen Hiç Plastik Ayakkabı Giydin mi...
Olaya ben çocukluk yıllarımdan bakmak isterim. Bizler yokluk içinde yaşamını sürdüren insanların çocukları olarak doğduk büyüdük. Babamız elinde olan para ile bize bir ayakkabı alırdı. Ona da ayakkabı dahi demek mümkün bilen bilir bilmeyen nedir der. Plastik Ayakkabı denen lastik petrol atıklarından yapılan bir ayakkabı...      
İşte bu ayakkabı bizlerin mutlu olması için yeter ve artar idi. Bu ayakkabı eskimesin diye günlerce sek sek dolaştığımız olurdu. Yırtıldığında gözlerimizden düşen damlaların hesabı olmaz idi. Aldıkları pantolonlar artık yama tutmaz hale gelirdi. Ama mutlu idi. Daha fazla konuyu aslında uzatmak istemiyorum...
Şükretmek Gerek... 
    Birde şimdi ki gençlere bakalım. Yedikleri önünde yemedikleri arkalarında. Ama artık tatminkarlık duyguları ortadan kalkmış sadece hep kendilerini düşünmekteler.Evlerinde odaları, çalışma masaları, masalarında bilgisayarları, ellerinde cep telefonları saymakla bitmez. Gençlerin bunalımda olmalarının bence tek sebeplerinin arasında tatminkarlık duygularının olmamasıdır. Hani bir söz vardır nimet azgını olmak diye. İşte bizim gençlerimizin tamamı bence nimet azgını olmuş durumdalar. Sonrada bahaneleri hazır. Bunalım  dayız... her zaman bahaneleri bu oldu olmaya da devam edecek...     
Anaya babaya saygı zaten ortada. Kaplumbağa  hikayesini hepiniz bilirsiniz. Kabuğundan çıkar sonra da kabuğunu beğenmez. İşte şimdi ki gençli aynen bu kabuğundan çıkan kaplumbağa benzemekteler. Sadece beğenmeme yönleri var. Ama hiç bir zaman kafaları şuna basmıyor. Bu kabuk olmasa ben bu yaşa kadar gelemezdim...      
 İşin özünde dizginlerini jokey elinden düşen at eninde sonunda çatlar ve ölür. Bizim oyuncak diye bildiğimiz tahta topaç, telden arabaydı. Şimdi bizim oğlanın kırık oyuncakları ile ufak çapta bir dükkan açılır. Ne dersiniz, hatanın bir kısmı da bizde mi acaba? Biz görmedik, onlar görsün duygusuyla, 0-7 yaş arasında yanlışlar yapıp, çocuğu yanlış kurguluyoruz. Tatminsiz yapıyoruz. İlk gençlik çağı gelince jetonumuz düşüyor, bu kez başımızı ellerimizin arasına alıyoruz.   Bu gün "Bu kabuk olmasaydı, ben olmazdım" demeyen gençler, bir yaştan sonra değişiyor. Yeniden babaya anneye değer vermeye başlıyor. Merak etmeyin. Binlerce yıldır böyle gidiyor bu işler. Adına kuşak çatışması diyorlar. Dünyanın düzeni böyle. Dileyelim de, akılları başlarına geldiğinde çok geç olmasın.

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

ÖNE ÇIKANLAR

ALINTI YAZARLAR

Sayfalar

DUYURULAR

LİNKLER

ARŞİV

HAVA DURUMU

Günlük Gazeteler

Oku