Yazar

ibrahimkoyuncu40@hotmail.com

97 makale bulunmakatadır

BORALTAN KÖPRÜSÜ

08:00 - 6 Ocak 2021

+A

-A

Okunma: 375

         Boraltan bir köprü, aşar geçer arası
          Yunsalar da suyuyla, çıkmaz yüzün karası
        Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni
    Can alınan çarşıda, kardeşim sattı beni
      Döndüm geri de sordum, paşasına erine
        Beni siz vursaydınız şu Moskof'un yerine


Boraltan köprüsünden geriye kalan ağıdın dizeleridi bunlar.
Tarihler 1945’i göstermektedir.Sovyetlerin başında acımasız Stalin vardır.Azerbaycan Sovyet yönetimi altındadır. Stalin’in acımasız baskılarına dayanamayan bir grup Azerbaycan Türkü kardaşlarımız, zulümden kaçarak  öz kardaş saydıkları Türkiye’ye sığınmaya karar verip yola çıkarlar. Yolda uğradıkları baskınlar sebebiyle kayıplar verirler. Nihayet Iğdır’da Aras  Nehrinin üzerinde bulunan BORALTAN KÖPRÜSÜ’nü geçerlar ve Türk Sınır Karakoluna sığınırlar.Artık kurtulduklarını ve özgürlüğe kavuştuklarını düşünen 146 Azerbaycan Türkü kardaşlarımız son derece mutlu ve sevinçlidir. Karakoldaki Mehmetçik de bu kardaşlarını bağırlarına basarlar.146 kardaşının hayatlarını kurtardıklarını düşünerek onlarda mutlu olurlar. Ekmeklerini onlarla paylaşır , yataklarını  onlarla bölüşürler.
            Ancak sevinmekte  acele ettiklerini kısa bir süre sonra  anlayacaklardır.Zira karakol  komutanının üstlerine yazdıkları şifreli telgrafın cevabı yürekleri dağlar.Cevap aynen şöyledir; “Karakolunuza sığınan  Azerbaycan Türklerini  derhal Sovyet Yetkililerine teslim edin”. Komutan şaşırır. Bu işte bir yanlışlık olduğunu düşünür. Zira  insan öldürüleceğini bile bile  kardaşlarını düşmana teslim eder mi? Buna vicdan dayanabilir mi?Yeniden telgrafın başına geçer ve daha tafsilatlı olarak durumu bir kez daha bildirir. Ancak gelen cevapla bir kez daha yıkılır. Zira cevap nettir;”Derhal Teslim edin”. Karakoldakiler inanamaz. Ancak Ankara’nın emri kesindir. Karakol komutanının ve Mehmetçiğin tüm itirazları, Azerbaycan Türklerinin tüm yalvarışları Ankara’yı yumuşatmaya yetmez.Emir açıktır.”Derhal teslim edin yoksa  vatana ihanetle yargılanacaksınız”.
Hangi vatan acaba? Hangisi vatana ihanet acaba?Mazlum insanları ölüme göndermek mi, yoksa göndermemek mi?
            Azerbaycan Türklerinin lideri karakol komutanına yalvarır;”Bizi siz kurşuna dizin . Ama Moskof’a teslim etmeyin.Öleceksek ay yıldızlı bayrağımızın dalgalandığı Anadolu topraklarında ölelim”.Bu feryatlara yürekler dayanamaz.Kardaşlarımız ağlıyor,Komutan ağlıyor, askerler ağlıyor. Lakin Ankara’daki  yöneticiler  Sovyetlerden korkmakta, Stalin’i kızdırmamak ve aramızda bir sıkıntı olmaması adına  kardaşlarını kurban etmeye çoktan karar vermişlerdir.Dönemin lideri ise;  “Sovyetler birliği ile aramızda bir pürüz istemiyorum. Bir daha böyle küçük meselelerle beni meşgul etmeyin “ diyecektir. Ancak meselenin  küçük değil ne kadar büyük olduğu sonraları  anlaşılacaktır.
             146 kardaşımızın  göz göre göre sırf Stalin’in otoritesini sarsmamak adına ölüme gönderilmesi küçük mesele ise, Büyük mesele nedir?
             Neticede hiçbir  çaba Ankara’yı kararından  döndüremez.Çaresiz kalan karakol komutanı “bizi siz kurşuna dizin” diye yalvararak ağlayan 146 Azerbaycan Türk’ünü göz yaşları içinde Kızılordu görevlilerine teslim eder.
              Boraltan Köprüsünün bir ucu Türk toprağında bir ucu Sovyet toprağındadır. Kafile Boraltan Köprüsünü geçer. Köprünün hemen karşısında Türk Askerlerinin, Türk Subaylarının  gözleri önünde elleri bağlanmış olarak kurşuna dizilirler. Buna rağmen son sözleri yaşasın Türkiye olur. Hepsi oracıkta can verir.Karakol komutanının bu elim manzara karşısında intihar ederek canına kıydığı söylenir.
                Bu hadise yüreklerde derin  yaralar bırakır.Çok değil 27 yıl önce Azerbaycan’ın yardımına koşup Azerbaycan’ı Ermeni ve Sovyet işgalinden Kurtaran Türkiye bu defa Kardaşlarını bile bile ölüme göndermiştir.
                   Yıllar sonra Azerbaycanlı şair ALMAS YILDIRIM bir zaman Boraltan Köprüsünde yaşanan derin acıyı “Dönek  Kardaş” isimli şiirinde şöyle dillendirecektir;
DÖNEK KARDAŞ
Türk denince özü sözü mert olur,
Dost deyince ayrılmaz bir fert olur,
Kardeş deyip dara düşsem, sığınsam,
Şimden geru bu bana bir dert olur.
Bizi siz öldürün vermeyin Rus’a
Yakışmaz Türklüğe,sığmaz namusa
Vahşete göz yumup silkmeyin omuz,
Bizi siz öldürün varsa suçumuz
Ben ne diyem bu vefasız dağlara,
Öz kardaşı dönek olan ağlara!
Türk; o Altayların dünkü eri mi?
Yolunda can koydum, verdim serimi,
Düştüğü ağlardan kurtulsun diye,
Serdim ayağına doğma yerimi…
Kardeş armağanı, dökülen kanlar,
Bana mükâfat mı giden kurbanlar?
Ben diyorum, Kayıhan’dır soyumuz,
Bir kaynaktan varlığımız, boyumuz,
Dilim dili, yolum yolu, emel bir,
Bir bayrakta, yıldız’ımız, ay’ımız.
Azerî, Türk, Türkmen; var mı ayrılık,
Nerden doğdu bu imansız gayrılık?
Alnımın yazısı, karadır kara,
Karadan bir mendil yolladım yara,
Yol uzun, el uzak, yetişmez eller,
Türklüğün kanayan kalbini sara.
Felek kıymış beslenen bu dileğe,
Lânet Türk’ü hançerleyen bileğe.
Bir suç mu düşmana göğüs gerdiğim?
Günah mı Türklüğe gönül verdiğim?
Rusların açtığı yaradan derin,
Anayurtta öz kardeşten gördüğüm.
Seslenseydim, ses çıkardı her taştan,
Ne beklersin sağırlaşan bir baştan.
Kaçtır, eli kanlı çıktı oyundan,
Ne bilem, kahpelik varmış soyunda,
Girdiğim öz yurttan döndürülürken,
Kanımın aktığı sınır boyunda
Açan lâlelerden bir çelenk örsem,
Türklük dünyasına armağan versem.
                              Neyse ki  bu acı olaydan 75 yıl sonra Kardeşliğimizi , özümü hatırladık. Karabağ Savaşında kardeşlerimizin yanında yer alarak 27 yıllık Ermeni işgalindeki  Türk’ün kadim toprağı Karabağ’ı  işgalden kurtararak kardeşlerimizin yarasına merhem olabildik.Umarız bir daha Boraltan Köprüsü gibi acı olay iki kardeş arasında  yaşanmaz.           

Anahtar Kelimeler : İbrahim KOYUNCU,
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

ÖNE ÇIKANLAR

Sayfalar

DUYURULAR

LİNKLER

ARŞİV

HAVA DURUMU

Günlük Gazeteler

Oku