Yazar

ibrahimkoyuncu40@hotmail.com

123 makale bulunmakatadır

BÜYÜK BOZKIRIN YEDİ ÖZELLİĞİ-3

09:28 - 23 Aralık 2021

+A

-A

Okunma: 1172

Dinkov’a göre Osmanlı sultanları zamanın Avrupa idarecilerinden daha toleranslı. Dinkov Bulgaristan’ın Türkiye ve Türki topluluklarla çok sağlam bir ilişki kurması gerektiği görüşünde. Ona göre dünyanın geleceği bu birleşmede saklı.   
             Prof. Dr. Stoyan Dinkov kendilerine Osmanlı’yı kötü gösterme çabalarının Rusya’nın ideolojik ve siyasi emellerinden kaynaklandığı görüşünde. ‘’Bulgaristan 14. yüzyılda çok küçük topraklara sahip, güçsüz ve üçe bölünmüş bir haldeydi. Vidin Bulgaristan’ı dediğimiz parçaya Macaristan göz dikmişti. Sırbistan ve Romanya’nın da Bulgaristan’da gözü vardı. Eğer Osmanlılar gelmeseydi tüm zayıfların başına gelen Bulgaristan’ın da başına gelecekti. Yunanistan Trakya topraklarını alacaktı. Sırbistan da bir pay alacaktı, çünkü o zamanlar onların dili bizim dilimize çok yakındı. Vidin Çarlığı da Macaristan’ın bir parçası olacaktı. Dobruca da Venediklerin idaresi altına girecekti, çünkü oranın yöneticisinin Venediklilerle çok iyi ilişkileri vardı. Bizden geriye ne kalacaktı? Hiçbir şey. Osmanlıların gelmesiyle etnik kimliğimiz tekrar sınırsız birliğine kavuştu. Bu büyük Osmanlı topluluğundan bir parça olsa da. Dobruca, Tırnova ve Vidin tekrar bir bütün oldu. Osmanlı hakkında olumsuz algı olan kölelik tanımı ise Rusya’nın ideolojik emellerinin ürünüdür. Bu Rusya’nın emelleri sonucunda gerçekleşiyor.
                 Ulu Ekaterina zamanında Panislavizm görüşü ortaya çıkıyor. Rusya dile dayalı, etnik kökene dayalı olmayan bir temelle Slav milletlerini birleştirmeye çalışıyor. Ruslar bizi Slav sayarak bir kültürel hücum başlatıyorlar. Ana gayeleri bu toprakları ele geçirip İstanbul’a kadar varmak. Kitlesel bir propaganda başlatılıyor. Güya onlara göre Bulgarlar Slav ve çok çile çekiyorlar. Fakat Bulgaristan’a Rusya’dan çok akıllı adamlar gelmiş. Onlardan biri de Dostoyevskidir. O kölelerin ne şekilde yaşadığını çok farklı bir şekilde anlatmış. Ve ben ona güveniyorum. Osmanlıya karşı ayaklanan Bulgarlar bu propagandanın ve Matsin ideolojisinin etkisindeydi. Aslında bunda kötü bir şey yok. Lakin bu ideolojilerin İtalya’da özel konumu vardı. Bu ideoloji bizde aynı işlevi görmedi. Matsin’in devrimci görüşleri Rusların Panislavizm görüşüyle birleşince küçük bir kaos meydana getirdi. Çoğu milliyetçi Bulgarların Türkiye’ye karşı olan olumsuz tavrının sebebi bu kaosta saklı. Ayrıca bu sadece bizde böyle değil. Dünya tarihine baktığımızda görüyoruz ki, her zaman karanlık güçler belirli amaçlar doğrultusunda milletleri en yakın dostlarından ayırmışlardır. Biz en yakın dostumuz Türkiye’den ayrı olunca onlar her isteklerini kolayca elde edeceklerdi.          
                  Biz Türkler ile neden yolumuzu ayrı tutalım? Neden ayrı düşelim? Bizim tarihimizdeki tüm bulgular bizim de Türk asıllı olduğumuzu gösteriyor. Diğer iddiaların hepsi birer teoridir. Diğer teorileri destekleyen hiçbir gerçek delil de yok üstelik. Neden Nagi Sent Mikloş Hazinesi hakkında konuşulmuyor. Bu kesinlikle Bulgarlara ait ve onda Türk izleri var. Üzerinde Türk ve göçebe atları figürleri yer almaktadır. Bir de spekülasyon yapılıyor. Güya üzerindeki güneş ve ay Farsları simgeliyormuş. Lakin onun üzerinde güneş ve ay değil yıldız ve hilal var. Bu ikisi Türklerde İslam’dan önce de vardı. Bu simgeler Han Omurtak döneminde de vardı. Bu simgeler aynı zamanda Osmanlıların da simgeleridir. Osmanlılar İslam topraklarını fethedince bu simgeler İslam’ın simgeleri haline geldi. Türki topluluklarla yakınlaşma Bulgaristan’a yarar sağlar. Bunun ilk yararı halkımız için olacak ve kendimizi tanıyacağız. Kim olduğumuzu ve nereden geldiğimizi bileceğiz. Çok zamandır aldatıldık. İlk önce Slav diye, şimdiyse Fars kökenli diye. Bu topluma çok kötü yansıyor, çünkü bizde sivil anlayışlı bir toplum yok.
                Biz kim olduğumuzu bilmiyoruz. Bizler en büyük Türk devletinin mirasçılarıyız yani Atilla’nın. Biz Fransa’dan Moğolistan’a kadar uzanan bir cihan imparatorluğunun varisiyiz, büyük bir cihan devletinin. Atilla’nın oğlu İrnik Batı Rusyayı, Baltık bölgesini, Kiyev ve Kırım’ı yönetiyordu. Onun yönettiği devlete Bulgaristan diyorlardı hatta Kubrat’ın yönettiği Bulgaristan’dan bile eski. Bu, tüm dünyada biliniyor, bir tek biz bilmiyoruz. Bu Panislavizm’in bir gereğiydi. Yani kendi tarihimizi bilmememiz Panislavizm’in bir sonucudur.

Anahtar Kelimeler : İBRAHİM KOYUNCU,
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

ÖNE ÇIKANLAR

Sayfalar

DUYURULAR

LİNKLER

ARŞİV

HAVA DURUMU

Günlük Gazeteler

Oku