Yazar

ibrahimkoyuncu40@hotmail.com

65 makale bulunmakatadır

DRİNA KÖPRÜSÜ VE ABİD AĞA

08:02 - 7 Eylül 2020

+A

-A

Okunma: 768

              Sevgili dostlar bugün sizlere “DRİNA KÖPRÜSÜ” isimli eserden ve bu eserde geçen  ABİD AĞA’dan bahsetmek istiyorum.Belki  bilenler vardır.Lakin İVO ANDRİÇ’in “DRİNA KÖPRÜSÜ” isimli eserini okuyuncaya kadar bilmiyordum. Peki İVO ANDRİÇ kimdir.Yakın tarih hafızamızı şöyle bir yoklayalım. Tarihler 28 Haziran 1914’ü göstermektedir.Bu tarihte Bosna, Avusturya–Macaristan İmparatorluğu  işgali altındadır ve  İVO ANDRİÇ Slav ulusunun kurtuluşunu ve birliğini sağlamaya çalışan devrimci gençlik  örgütüne girer.28 Haziran 1914 günü  Avusturya Veliahdı Ferdinand  Saray Bosna ziyareti sırasında bu örgüte bağlı  gençlerden biri olan Sırp Gavrilo Princip tarafından öldürülür. Bu örgüte bağlı bir çok genç gibi İVO ANDRİÇ de tutuklanır.Sürgüne gönderilir ve 1917 yılındaki aftan faydalanarak  çıkar.1918 yılında Avusturya-Macaristan parçalanıp Yugoslavya kurulunca İVO ANDRİÇ hariciyeciliği seçer ve ikinci dünya savaşına kadar çeşitli ülkelerde elçilik yapar.
          DRİNA KÖPRÜSÜ isimli eseri 1961 yılında Nobel Ödülünü kazanır.Eser Bosna’nın Osmanlı  egemenliği altına girişinden bu güne kadar geçen olayları,şehirlerini, kasabalarını, efsanelerini, masallarını tutkularını anlatır.
          Eserde anlatılan olaylar  küçük bir  şehir olan VİŞEGRAD’da geçer. Bu şehir sıradan bir şehir değildir. O zamanlar her ikisi de Osmanlı  İmparatorluğu’nun  birer eyaleti olan  Sırbistan’la Bosna Hersek sınırı üzerinde  Doğuyla Batıyı birleştiren veya ayıran  Drina ırmağı kıyısı üzerindedir.
          İVO ANDRİÇ romanının başlıca kişisi olarak  bu köprüyü seçmiş, köprünün tanık olduğu  üç yüz elli yıllık tarih  olaylarını da  adeta bir mizansel olarak kullanmıştır.Eseri ilginç kılan  anlatılan hikayeler, yer ve kişi adları tarihi gelişmeler hep bizden bir şeyler barındırmakta olmasıdır.
          Eserde Saraybosna’daki çeşitli ulusların,  din ve ırk ayrılıklarına bakmadan , dışarıdan ya da içerden kışkırtma olmadıkça,nasıl kardeş gibi  geçindiklerini anlatan bölümler varır. Örnek Molla İbrahim ile  Rahip Nikola… Biri Müslüman öteki Ortodoks Sırp cemaatinin ruhani lideri.. Şakayı seven kasabalılar iyi anlaşan kişilerden söz ederken  “Papazla Hoca gibi sevişiyorlar”  derlermiş.
             Sokullu Mehmet Paşa’nın köyü olan Sokolovici,  Bosna Hersek'in doğusundaki Rudo şehrine bağlı Osmanlı zamanında "Sokol" olarak adlandırılan Sokoloviçi köyü, tarih boyunca Osmanlı Devleti'ne sayısız, sadrazam, vezir, sancakbeyi ve beylerbeyi kazandırmış bir köydür. Vezirler köyü olarak bilinir. Bosna Hersek’in TRAVNİK şehri Osmanlıya 77 adet vezir vermiştir.Vezirler Şehri olarak bilinir.
              Bosna Hersek'in doğusundaki Vişegrad şehrinden Rudo istikametine giderken, otomobille yaklaşık yarım saatlik mesafede olan Sokoloviçi köyü, Lim Çayı kenarında terk edilmiş bir köyü andırmaktadır. Bugün sadece 5 evin bulunduğu, diğer evlerin harabeyi andırdığı köyde şu anda sadece 2 aile yaşıyor. Görünüşte önemsenmeyecek bir durumda olan Sokoloviçi köyü, Osmanlı tarihinde önemli izler bırakan şahsiyetlerin doğduğu yer olması bakımından büyük önem arz etmektedir.Osmanlı tarihine damga vuran Sokollu Mehmed Paşa'nın da bulunduğu birçok Osmanlı devlet büyüğü, söz konusu Sokoloviçi köyünde doğmuştur.
              Yazarın anlattığına gör Vişegradlılar öteki  kasabalılarla ölçülünce , zevklerine düşkün, eli açık ve hoppa kişilerdir. Eli açıklık ve kaygısızlık buranın  genel bir hastalığıdır. Vişegradlılar “Yeni  gün, yeni nafaka”  parolasıyla yaşarlar.Vişegradlılar beş parasızdır ve cepleri para tutmaz. Bu Türkçe söz Sırpçaya yerleşmiş ve hala kullanılmaktadır.
          Vezir Sokollu Mehmed Paşa Drina’nın üzerine köprü yapmaya karar verir. Köprü yapımı Beş yıl sürer. Köprü Sokullu Mehmet Paşa’nın emri ile mimar Rade tarafından yapılmıştır.Vezirin kararını verdiği  yılın ilkbaharında , adamları kasabaya  köprü inşaatının  çalışmaları için  hazırlıklara başlar. Gelenlerin  başında, Sadrazamın güvendiği  adamlarından biri olan ABİD AĞA vardır.Yazarın kişiliklerini tanımladığı  ve tembel olarak nitelediği Vişegradlıları çalıştıracak  tek kişi ABİD AĞA  olsa gerektir.Yardımcısı da  mimar Tosun Efendidir.
           ABİD AĞA gelmeden namı ondan önce kasabaya gelmiştir. İnsafsız ,sert, katı yürekli biridir.ABİD AĞA kasabalıları toplar ve şöyle der:  “Herhalde benim üzerime söylenenler  daha ben gelmeden  kulağınıza varmıştır.Bunların hoşa giden şeyler olmadığına eminim. Herkesin çok çalışmasını ve  söz söylemeden boyun eğmesini isterim. İstediğim gibi çalışmayan itiraz etmeden boyun eğmek istemeyeni  öldürmeye kararlıyım. Ben “yapılamaz”, “yok” sözlerini tanımam.Benim karşımda bir insan küçük bir sözden ötürü başını kaybedebilir.Ben, kan dökmekten hiç çekinmeyen kötü yürekli  bir adamım. Şunu da söyleyeyim ki benim üzerime duyduğunuz söylentilerin hiç biri  uydurma veya şişirilmiş şeyler değildir. Benim ağacım gölge vermez.Ben bu şöhreti,uzun yıllar  Sadrazam’a  gösterdiğim bağlılıkla elde ettim. Allahın inayetiyle şimdi bana verilen  ödevi de tamamlamak niyetindeyim. Buradan ayrıldığım zaman umarım ki  duyduğunuz söylentilerden daha korkunç  rivayetler bırakıp gideceğim.”
          Her iş, ABİD AĞA’NIN ve yeşil sopasının  gözlemciliği altında görülür. Bu sopa milli bir şarkıya bile konu olur.ABİD AĞA, boş vakit geçiren ya da yeterince çalışmayan birini bu sopa ile  işaret etti mi, bekçiler onu hemen yakalar, daha orada cezasını verirlermiş.
          İşler zorlaşmaya başlayınca halk köprü yapımını gizliden sabote etmeye başlarlar. Ancak ABİD AĞA bu sabote edenleri yakalatır ve cezasını oracıkta verir. ABİD AĞA yeri gelir işçileri bedava çalıştırır. Bu durum Sadrazamın kulağına gider ve ABİD AĞA’YI alarak yerine güler yüzlü  ARİF BEY’İ gönderir. Nihayetinde köprü tamamlanır. Açılış bile yapılır. Halkın bir kısmı köprünün bitirilmesini Arif Bey’e bağlarsa da çoğunluk şöyle der: “ Haydi canım!.. Eğer yeşil sopası, disiplini ve zalimliğiyle ABİD AĞA olmasaydı,  bu Haremağası böyle kollarını arkasına bağlayarak ve sırıtarak bu köprüyü bitirebilir miydi?”
          Dört yüz yıldan fazla bir zamandır bütün ihtişamı ile bu köprü hala  ayaktadır ve ABİD AĞA’NIN hikayesi nesillerden nesillere aktarılmaya devam etmektedir.

Anahtar Kelimeler : İbrahim KOYUNCU,
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

ÖNE ÇIKANLAR

Sayfalar

DUYURULAR

LİNKLER

ARŞİV

HAVA DURUMU

Günlük Gazeteler

Oku