Yazar

ibrahimkoyuncu40@hotmail.com

65 makale bulunmakatadır

ENVER PAŞA (MEFKUREYE ADANMIŞ BİR HAYAT)-1

08:00 - 17 Eylül 2020

+A

-A

Okunma: 589

                      Beni tanıyanlar tarihe olan merakımı ve araştırmalarımı bilirler. Tarihe olan merakım galiba Ortaokul öğretmenim ‘Bircan SARIKAYA’ ile başlamıştı. Hocam tarih  anlatırken ben  gözümü kırpmadan  pür dikkat onu dinlerdim. Tarihin o günleri gözümün önünde  bir film şeridi gibi geçer, adeta o günleri yaşardım. Bu beni çok mutlu ederdi.Tarih hep sevdiğim bir alan olmuştur.
                 Bir süredir hep Enver Paşa’yı merak ediyordum. Acaba  ders kitaplarında  anlatıldığı gibi  hayalperest  biri miydi? İmparatorluğu  I. Dünya savaşı gibi gereksiz bir maceraya sokup  savaş sonunda da kaçıp gitmiş  bir maceraperest miydi? Çocukları var mıydı? Şimdi ne yapıyorlardı?  Ülke dışına gittikten sonra ne  yapmıştı? Nasıl bir hayat sürmüştü? Bütün bu sorular   beni onun hayatını araştırmaya itti. Yazımızın  sonunda verdiğim  Enver Paşa ile ilgili benim bildiğim Yetmişten fazla kitabı getirtip okudum.  Kendi el yazısı ile yazdığı “Bin”den fazla mektubunu okurken,  yüzlerce aile fotoğraflarını  ve Enver Paşa’nın kara kalem çalışmalarını incelerken onun yaşadıklarını adeta ben de yaşadım.  Enver Paşanın İyi bir Ressam olduğunu hayretle öğrendim.Bu yönünü hiç bilmiyordum.
                    Enver Paşa’yı kaleme almak  hiç de kolay olmadı. Okuduğum kitaplardan bilgisayarıma çıkardığım notlar 100 sayfayı geçmekte. Onları burada makale olarak yayınlamak birkaç seneyi alacak, bu durum okuyucuyu sıkacaktı.  Kısaltmam gerekiyordu. Ben de Enver paşa hakkında kimler ne demiş? Sorusunu sordum ve  onu anlatanların kendi ifadelerini  buraya  aktardım. Kısaca hayatını anlattıktan sonra hakkında  yazanların ifadelerini ekledim.
                   ENVER PAŞA’NIN  TEMMUZ 1908’DE MAKEDONYA DAĞLARINDA  PARLAYAN YILDIZI, 1922 AĞUSTOS’UNDA  TACİKİSTAN’IN PAMİR ETEKLERİNDE SÖNECEKTİR.
                    Enver Paşa’nın hayatı baş döndürücü bir maceradır.
                    Zaferler ne kadar bizim ise  mağlubiyetler de aynı derecede bizimdir ve  o mağlubiyete sebebiyet veren hataların tekrar  edilmemesi için bilinmeleri, hatırlanmaları gerekmektedir.
                     Enver Paşa, Osmanlı son neslinin simgesi  idi. Sonra her şey bitip Anadolu’ya çekildiğimizde, gün geçtikçe onları anlamak zorlaştı. Savaşların ve sonraki yılların yükünü çeken insanların yürekleri daraldı, ufukları kapandı, araya anlamsız siyasi endişeler girdi. Öyle ki, Erzurum’u, Sarıkamış’ı Turan zannettiler ve Enver paşa’yı askerlerimizi Turan yolunda kırdırmakla suçladılar. Bu insanlar, biz Irak’ta, Suriye’de  Sarıkamış ve Çanakkale’de savaşırken vatan topraklarını savunduğumuzu anlayamadıkları gibi, İngiliz ordularının binlerce kilometre öteden gelip , buralarda ne aradıklarını düşünmeyi  de akıllarına getiremediler.
                        Bugün bize dünyanın dört bir tarafındaki  uzak diyarlar ve  bambaşka iklimler gibi gelen beldeler, o devirde İstanbul’dan gönderilen valilerin yahut Mülkiye’den mezun ve henüz  otuzuna bile gelmemiş kaymakamların idare ettikleri yerlerdi.  İzmir ,Konya, Diyarbakır  bizler için ne ifade ediyorsa  Mekke, Selanik, Trablus ve daha birçok uzak diyar o zamanın insanının gözünde  öyle, yani memleketin şehirlerinden birisiydi.
                     FALİH RIFKI ATAY, “Zeytindağı”nın girişinde bunu çok güzel  anlatır: “Bizden Belgrad’ı aldıkları zaman, düşman murahhasları “Niş” kasabasını da istemişlerdi. Osmanlı delegesi ayağa kalkarak: Ne hacet dedi, İstanbul’u da size verelim. Babalarımız için Niş , İstanbul’a o kadar yakındı. Biz eğer Vardar’ı , Trablus’u, Girit’i  ve Medine’yi bırakırsak Türk Milleti yaşayamaz zannediyorduk.  Çocuklarımızın Avrupası Marmara ve Meriç’te bitiyor.”
                                Niçin Enver Paşa’nın hayatını yazmaya karar verdim?
 Enver Paşa’nın   mektuplarından biri olan ve  8 Eylül 1912 tarihini taşıyan ; “… Ben, vatan için, vatanın  her zerresi için bütün kuvvetiyle ölünceye kadar çalışacak bir makine olmak istiyorum. NE YAPAYIM, BİR DEFA VATANI HER ŞEYDEN, HERKESTEN DAHA FAZLA SEVDİM. Ona ebediyen sadık kalacağım. Teessürüm artıyor. Daha ziyade söyleyemeyeceğim.”
               “ …Hayatımın sonuna dek  Mefkureme doğru yürüyeceğim. MEFKUREM SEVGİLİ VATANIMIN  BÜYÜKLÜĞÜ VE REFAHIDIR.”
                  Edirne’yi kurtardıktan sonra ise : “ Çocuk gibi sevinçliyim…” diyecektir.
                   Enver Paşa  11 Nisan 1913  tarihli bir mektubunda ise “ Bu ordu  mağlubiyet için yaratılmamıştır. Sadece başlarında büyük bir komutanları yok. Demir gibi bir irade ile dünyaya hakim olunur” diyordu.
                    İşte Vatanını, Devletini,Milletini  böyle bir aşkla seven biri  bu köşeye taşınmayı fazlasıyla hak etmiyor mu?
 
 

Anahtar Kelimeler : İbrahim KOYUNCU,
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

ÖNE ÇIKANLAR

Sayfalar

DUYURULAR

LİNKLER

ARŞİV

HAVA DURUMU

Günlük Gazeteler

Oku