Yazar

ibrahimkoyuncu40@hotmail.com

65 makale bulunmakatadır

KUŞÇUBAŞI EŞREF-2

08:00 - 30 Temmuz 2020

+A

-A

Okunma: 522

               İkisi de daha sonra Mektebi Harbiye’ye kaydedilecektir. Eşref, Padişaha muhalefetten babasıyla birlikte  sürgüne gönderileceğinden  okulu bitiremeyecek ancak kardeşi bitirecektir.
              Tıpkı Hicaz çöllerinde kendisine rehberlik eden bedevinin söylediği gibi; "Şark hikayeleri uzun ve yorucu çöl gecelerinde çok işe yarar…" Eşref Kuşçubaşı en ilgililerinin bile çok da bilmediği yollarla geldiği bu sıcaktan öte coğrafyada bir tek şeyi düşünüyordu; "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Devleti yaşat ki insan yaşasın" Ancak görüşleri Abdülhamit'le ters düşüyordu. Hürriyet istiyordu, kendi deyimiyle; "vermezlerse alacaktı!" Hicaz çöllerinde bulunuş nedeni Osmanlı sınırlarındaki dirliği yeniden kurmak gibi görünse de asıl gerekçe Makedonya'dan "tayinle" çöllere yollanmasıdır. Bu tayin bir sürgün halini alınca çaresiz yapılacaktır. Emirleri yerine getirmesine getirecektir ama yine bu kendi istediği biçimde olacaktır. Yanında babası ve kardeşi Sami de vardır.
                   Baba ve abi 1900'de affedilir ama Eşref "sultanla" çelişkilerini daha da derinleştirip dönmeyi reddeder. Cidde'ye ulaşır. Hindistan'a kaçmak isterken yakalanır ve Mekke'deki Ecyad Kalesi'nde zindana atılır. Kaçma girişimleri burada da durmaz ama hapis hayatı 1.5 yıl sürecektir; hem de bulunduğu yerden kıpırdamamacasına. Vakti gelip kardeşi  Selim Sami ( Hacı Sami) ve Çerkez Tahir tarafından zindandan kaçırılır. Aranırken kardeşi, Çerkez Tahir ve bir Arap katılımcıyla Arabistan Devrimci Komitesi'ni kurar. 1900'lü yılların başında faaliyete geçer. O dönemde dağınık "çeteler ve aşiretlerden" yararlanıp "padişaha" karşı savaşmak için bir 'küçük ordu' vücuda getirmek istese de başarılı olamaz. Vur-kaç taktiği ile savaşır. Bütün meselesi 2. Abdülhamit'in yönetim zaafını açığa çıkarmak ve aslında doğrudan görünmese bile İttihat ve Terakki ile başlayacağını düşündüğü yenilenme sürecinin içinde yer almaktır..
            Birkaç yıl  Necid Çöllerindeki Arap  kabileleriyle yaşar. Bedevilerin alışkanlıklarını ve kıyafetlerini benimser.
                 İlk büyük eylemini Medine Komutanı Şükrü Paşa'nın oğlu ve 2. Abdülhamit'in yaveri olan  Vasıf Bey'i kaçırarak yapar. Hem de iki tabur askerin törende olduğu anda gündüz vakti  ve onların gözleri önünde. Eşref bey atının sırtında hızla tören alanına dalar Şükrü Paşa’nın oğlunu tek eliyle tuttuğu gibi atının terkine atar ve  yıldırım gibi çıkıp gider. Müthiş bir operasyondur. Bu  kaçırma  olayı mıdır yoksa yerleşik halkın üzerine gerçekleştirdiği akınlardaki sürat midir ya da her an her yerde ortaya çıkabildiği için midir bilinmez kendisine şeyh-it tuyyur (uçan şeyh) “Kuşların Şeyhi” veya “Uçan Şeyh” lakabını kazandırır. Eşref bütün bunları  kısa ve öz bir şekilde , despotik yönetime  silahlı bir yanıt verdiği  bir arbede dönemi olarak tanımlar.
                  Eşref Bey,  1903'ten başlayarak her sene; Osmanlı devleti zamanında, İstanbul'dan Hicaz bölgesine gönderilen ve peygamber efendimizin kabri de dahil olmak üzere o bölgedeki binalar ve insanların hizmetinde kullanılmak üzere çok sayıda çeşitli eşya ile büyük miktarda parayı hediye olarak taşıyan ve bir askeri birliğin eşlik ettiği alayı yani nam-ı diğer “Surre Alayı”nı soyar. Bu soygunlar; Halifeliğin ve mukaddes yerlerin koruyucusu olduğunu belirterek, dindarlığını ve himmetini belirlemek için Hicaz yolunu bağışlarla inşaa etmeye çalışan Padişah'ı çileden çıkarmaya yetmiştir. Bütün tepkiler Kuşçubaşı Eşref'i sadece kendi başına ve bireysel çabalarıyla yürüttüğü mücadelesinde biraz daha 'siyasi açılımlı bir örgüte' Teşkilat-ı Mahsusa'ya yakınlaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bahreyn, Maskat ve Hindistan üçgeninde uzun süre saklanarak faaliyetlerine devam eder.
 

Anahtar Kelimeler : İbrahim KOYUNCU,
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

ÖNE ÇIKANLAR

Sayfalar

DUYURULAR

LİNKLER

ARŞİV

HAVA DURUMU

Günlük Gazeteler

Oku